Evet evet biliyorum tam 4 yılı geçti ve ben ne bir blog yazısı ne herhangi bir güncelleme ne de bir paylaşım yapmadım. Neden? Her insan gibi benimde hayatımdaki bazı yaşanan olaylar oldu. İş hayatımdaki güzel gidişatın bir anda kötüye dönüşü sayesinde hiçbir şey yapmak istemedim. İçimden gelmedi. Fakat sanırım artık zamanı geldi. Hayatımdaki her fırsatı değerlendirmeye çalıştım fakat bu değerlendirmelerimi hep ailemi düşünerek yaptım. Sonuç olarak ben kaybeden taraf olduğum halde kazandırdığım taraflar oldu. Artık sanırım benimde kendimi düşünme zamanım geldi diye düşündüm ve radikal bir karar alarak Trabzon’daki iş hayatımı kademeli olarak sonlandırarak başka bir şehire taşındım. Kimseyi tanımadığım, sadece bir akrabamızın olduğu fakat benim bulunduğum yerden uzakta yaşadığı için mükemmel rahatlık içerisinde olduğum bir şehir, Kocaeli. Şimdi buraya taşınma sürecimin başlangıcı aslında çok garip olsa bile benim için içimi rahatlatan bir karar olduğunu geldiğim günden beri hissediyorum. Zorluk illaki çekeceğim fakat hiç bir zaman istediğim şeyler kolay olmadığı gibi bununda bana altın tepside sunulacağını düşünmüyorum. Şu an bu yazıyı da tek başıma yaşadığım plazanın tek başıma yaşayıp tek başıma oturduğum masamdan yazıyorum. İstediğim gibi müziğimi açıp istediğim gibi işlerimi yönlendiriyorum. Geldiğim günden beri tek düşündüğüm şey şu; ben kendimi Trabzon’da hırpalamışım. Şimdi şöyle anlatayım daha iyi anlaşılır. Ben Trabzon’da 2022 yılında şahıs şirketi kurdum. Yıllardır içerisinde olduğum reklam sektöründe artık illegal olarak değilde legal olarak ilerleyerek ödemelerimi de düzenleyebileceğimi düşündüm. Fakat bu sadece düşünceyle kalsaydı eğer belkide daha rahat edebilirdim. Tabi ben rahat edebilir miyim? Hayır. 2023 yılı harika bir kazanç elde etsem de 2024 yılındaki maddiyat batağı beni fazlasıyla yordu. Toparlanma sürecine geçiş dönemi 2025 yılının Eylül ayına kadar uzadı. Bu saçımda, sakalımda beyazlamalara, sabahlara kadar uyuyamamaya, her sabah zil çaldığı zaman “acaba yine ne oldu?” düşüncesiyle yataktan fırlamalara neden olan bir sürece yol açtı. Kocaeli’deki firmadan aldığım teklif aslında bir kaçış gibi görünse bile güzel bir fırsat. Artık sabahları kalkınca “bugün acaba kime gidecektim?” ya da “bugün ne işim vardı?” gibi cümleler kurmak yerine telefonumu elime alıp aradığım ekibimdeki arkadaşıma “bugünki planımız nedir?” diye soruyorum. Onların izine gidecekleri günlere karar veriyorum. Yaptıkları işleri kontrol ediyorum. Buraya gelmeden önce telefonum haricinde bir de Apple Watch takıyordum ki onunla daha iyi kendimi planlayabiliyordum. Hatırlatmalar, takvime eklemeler vb. Kocaeli’ne geldiğim günden beri şarj istasyonunda duruyor. Masa saati gibi kullanıyorum kendisini. Klasik saat takmayı özlemişim onu farkettim.
Kaldığım yer iki katlı, üst katını fazla kullanmıyorum. Yalnız yaşayan ve benim gibi bir insanın bir masası bir de yatağı olması yeterli oluyor. Evimden dışarıya çıkıyorum yürüyerek 10 dakika içerisinde İzmit çarşısının içerisinde oluyorum. Kulaklık kulağımda müzik dinleyerek yürüyorum. Etrafı keşfediyorum. Acıktıysam kokoreç yiyorum. Bu arada bu yazılarımı okuyan olmaz fazla biliyorum fakat belki olur diye söylüyorum. Kocaeli’ne geliyorsanız kokoreç konusunda evet gayet iyi yerler var fakat midye konusunda kötüler. Aslında kötü değiller, çok kötüler. Çarşı’nın içerisinde dolaşırken eğer acıkmadıysam Helvacı Ali’den helva alıp dolaşırken helvamı yiyorum ve genel olarak da dönüş yolunda bitiyor. Sizi bilmiyorum fakat kulağımda kulaklıkla dolaşırken etrafta klarnet, darbuka ve davulla dolaşarak para toplayan çocukları dinlemek için kulaklığımı çıkartmıyorum. Kulağımdaki müziği durdurup yüzlerine bakıyorum. O kadar neşeli gözüküyorlar ki o kadar mutlular ki özeniyorum. Çok istemişimde darbuka çalmak fakat yapamadım. Enstruman çalan biriyim fakat darbuka farklı bir meziyetmiş onu kolay zanneden tüm herkesin kolay olmadığını eline aldıklarında farkedeceklerdir. Aov bir saniye çayım bitmiş alıp geliyorum…
Buraya geldiğim zaman A101’den çay bardağı diyerek aldığım bardakların bastığım kupalardan daha büyük olması da ayrı bir komik. 3 bardak doldurduğum zaman çay bitiyor. Yeniden çay demlemem gerekiyor. Şu an dışarıda 30 derece sıcaklık var. Saat 15:45 ve ben şu an bu yazıyı yazarken arkaplanda işlerimin bitmesini bekliyorum. Bittikten sonra ve güneş batmaya başladığı zaman üzerimi değiştirip daha rahat bir şeyler giyerek çarşıya doğru yürümeye başlayacağım. Tavsiye ettiğim bir durum olabilir artık. Yürümek, yürürken müzik dinlemek, kendinizi biraz ortamlardan soyutlaştırmak. Siz benim gibi yapmayın ama ailenizden uzak kalamıyorsanız ilk başlarda bu bir heves gibi gelir ve maksimum 2 haftalık bir süre sonrasında özlem başlar. Dayanamayarak geri dönmek istersiniz. Bunu dedikten sonra 24-25 Haziran gibi Trabzon’a gidicem bunu okuyan insanlar (ki insanlar varsa tabii) yanlış anlamasınlar. Arabayla gidip geri kalan eşyalarımı toparlayıp tekrar döneceğim. Trabzon’da 4 yıl içerisinde 1 dükkan, 1 kupa/fincan baskı işi bıraktım aileme. Kupa/fincan işlerini bildiğinden dolayı ablama, dükkanı da ablam ve kız kardeşime bıraktım. Bu arada hala kiralarını ve aidatlarını ben ödüyorum. Ahaha bak şu an arkaplanda çalan rastgele şarkılardan sıra “Kolay Değildir” kısmına denk geldi. Evet kolay değil, kolay değildir. Bir iş kurmaya çalışmak, bir hayat kurmaya çalışmak, bir aile kurmaya çalışmak, bir şeyleri başarabildim demek ve bu başarılarını ailen, arkadaşların ya da çevrendeki insanların “Seninle gurur duyuyoruz, bravo be” diyebilmesi kolay değildir. Benim şu hayatta sadece iki tane dostum dediğim insan var. Birisi şu an bana çok yakın bir yer de oturuyor Yalova’da diğerini ise Trabzon’da bıraktım ve şu anda sadece benden bir telefon bekliyor “Çık gel sana ihtiyacım var” dememi dört gözle bekleyen bir dostum. Siz bilmezsiniz onu fakat onunda hayatı kolay değil. O benim kara kutumdur. Kimsenin bilmediğini o bilir, kimsenin anlamadığını o anlar. Benimle göz göze gelmesi onun için her şeyi tamamlar. Ağzımdan herhangi bir kelime çıkmaz. Bakar, anlar ve uygular. Ne zaman işi düşse beni arar. Benden başkasını da aramak istemez. Ben de onu ararım. Ailemi özledim mi diye sorarsanız yeğenlerimi özledim, annemi özledim. Fakat en çok dostumla oturup bir demlik çay söyleyip saatlerce sohbet ederek gülüp eğlendiğim zamanı özledim. Ses etmiyor şu anda benim için iyi bir karar olduğunu söylüyor fakat sorsanız ona şu an “özledin mi Mert’i?” diye bu soruyu soranı pişman eder. Benim hakkımda başkasına konuşmaz fakat beni öyle güzel taşır ve temsil eder ki dünyanın en büyük CEO’sunun danışmanını getirin o bile kıskanır. Ben buraya nerden geldim bilmiyorum. Sanırım ben dostumu özlemişim 🙂 Şu şarkıyı değiştireyim yoksa biraz daha dinlersem daha fazla depresif düşüneceğim.
Ahaha şimdi diyeceksiniz ki ne dinliyordu acaba ve ne açtı acaba? Bu aralar favorim olan bir şarkı “Tekir & Seda Sayan – Yıkamazlar Beni” dinliyorum. Şarkının girişine hastayım. Seda Sayan’ın “ANNEEEEE!” diye bağırışına hayranım. Normalde dinlemem kendisini, bu yazdıklarım önüne düşer mi? Düşüyor mu? Görür mü? Bilmiyorum fakat harikasın be Kandıralı!
Kocaeli serüvenim ne kadar sürer inanın bilmiyorum fakat şuna eminim Yusuf kuyunun dibini görmeden Mısır’a Sultan olamadı. Ben dibi gördüm, galiba tırmanıyorum.
Az bekle gardaşım yükliyruk!